Kategoriler
Gündem

Corona Virüsle Baş Etmek

Bugün Mehmet Öz’ün bir yazısını okudum. İnsanın içini gerçekten rahatlatan daha aydınlatıcı bilgiler veren bir yazıydı. Mehmet Öz’ün uzmanlığını tartışmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Ve yazısını okuduktan sonra coronavirüs ile alakalı içimde daha olumlu düşünceler ve hisler uyandırdı. Keşke size birazdan paylaşacağım bu bilgileri açık ve net bir şekilde bizlere rahatlatıcı umut verici bir şekilde anlatılsaydı diye düşünüyorum.

Şu ana kadar aldığım bütün bilgiler panik ortamı yaratıcı ortalığı iyice bulandıracak tarzda bilgiler. Gerçi söylenilenler evet hepsi doğru tedbir alınması gerekiyor ama bir de bu virüs hakkında ve bundan sonraki yaşamımızı ilgilendirecek tarzda yazıların bilgilerinde paylaşılması gerektiğine inanıyorum.  Evet, bu birisi gerçekten çok zararlı ölümcül ve çok hızlı yayılıyor bunu kabul ediyorum. Zaten Mehmet Özde bunu aynen belirtiyor. Diyor ki yazısında; bu virüsten kaçış yok istisnasız hepimiz yakalanacağız. Ama ne kadar geç yakalanırsak o kadar iyi. Aynı grip virüsünün de olduğu gibi önümüzdeki yıllarda on yıllar boyunca bu virüsle yaşamayı öğreneceğiz diyor Mehmet Öz. Şu anda alınan karantina tatil gibi önlemlerin tamamıyla virüsün yayılma hızını yavaşlatıp sağlık sektörünün çökmesini sağlamak üzerine. Zaten şu anda İspanya’da yaşanan sağlık sektörünün çökmesi de buna bir örnek aslında.  Çünkü hastanelerin yoğun bakım üniteleri çıkmaza giriyor artık doktorlar kimin öleceğine kimin yaşaması gerektiğine karar vermeleri gereken berbat bir durum yaşanıyor.

Mehmet Öz bu virüsün öldürücü şeytani bir düşman olmadığını söylüyor. Bu virüslerin bizim üzerimizde bizim sayemizde yaşayan canlılar olduğuna dikkat çekiyor. Ve biliyor musunuz? Bu virüs zaten genelde hayvanlardan bize geçiyormuş. Ama hayvanları genelde öldürmüyorlarmış. Çünkü bu virüsler yaşamak için üzerinde yaşadıkları canlılara muhtaçlar yüzyıllardır hayvanlarla beraber yaşamaya alışmışlar.

Tabii doğal olarak biz neden ölüyoruz sorusu akla geliyor? Mehmet Öz Bunu da çok güzel açıklamış. Çünkü diyor, birbirimizi tanımıyoruz. Virüs kendini hala hayvan vücudunda zannediyor. Yeni yerleştiği bedenin hayvan vücudu  olduğunu zannediyor. Belli bir süre geçtikten sonra hem bizler onlara bağışıklık kazanacağız,  hem de Onlar kendi sonsuz yaşamları için mutasyona uğrayacaklar. Ve böylelikle beraber yaşamaya alışacağız diyor Mehmet Öz.

Tabii bunun yanında çok enteresan bilgiler de var mesela Herpes labialis Virüsü. Bu virüsün adını hiç duydunuz mu mesela ben hiç daha önce duymadım. Bu virüs dünyanın en yaygın virüslerinden bir tanesiymiş. Ve bir kere vücudumuza girdikten sonra biz ölene kadar vücuttan atılamıyormuş. Biliyorum şimdi hepiniz bu virüs bize ne yaptı peki ya da ne yapıyor diye merak ediyorsunuzdur. Yazıyı okurken ben de bu ve buna benzer deli soruları kendi aklımdan geçirmiştim. Ama o kadar akıcı bir dille yazmış ki merakınız birkaç salise sürüyor. Bu virüs mesela dudağında uçuk çıkartıyor Muş. Bize öldürmüyor Çünkü biz ölürsek Kendisi de yaşayamayacağını biliyormuş. Aslı aynı olduğundan bahsediyor. Grip Birisi de kronik rahatsızlığı olanları bağışıklık sistemi zayıf olanları yaşlıları öldürüyor. Bir düşünün her sene dünyada yarım milyar insan Bu grip virüsüne yakalanıyor. Ve bunun gibi birlikte yaşamaya alıştığımız birçok virüs var. Bu corona virüsü ile de yaşamaya alışacağız. Yani bu Virüse yakalayacağız ve Belki de birçoğumuz bu birisi yakalandı ama farkında bile değil hafif etkilerle bağışıklık sistemi güçlü olan kişilerde Taşıyıcı konumda olarak atlatıyoruz ya da yaşıyoruz. Vücudu bir işte yaşamaya çoktan alışmış olan birçok insan var ya da o virüs kişinin bedeninde yaşayamadı ve başka bedenleri geçme ihtiyacı duydu diyor Mehmet Öz. Yazısında Diamond Princess gemisinden Örnek vermiş. Gemide 3700 kişinin 7 yüzünün üzerinde test pozitif çıkmış. Ama Bu 700 kişinin 350 si hastalığı hissetmemiş bile. Ve hala da çok sağlıklılar. Yatak döşek yatmıyorlar. Ki bu İnsanların yaş ortalamaları da bayağı yüksek olduğunu belirtiyor. Çünkü o 350 kişinin bağışıklık sistemi çok güçlü. Çünkü bu hastalıkta bağışıklık sistemi çok önemli. Bağışıklık sistemi güçlü olanlar spor yapanlar doğru besin alanlar sigara içmeyenler bol su tüketenler Bu hastalığı belki de hissetmeyecekler bile. Belki Hafif bir grip gibi atlatıp hayatlarına devam edecekler.

Peki, ne yapmak gerekiyor, şimdiden sonra aslında şimdiden sonra değil öncesinde de yapmamız gerekiyordu ama zararın neresinden dönersek kardır mantığıyla düşünürsek, şimdiden sonra ne yapmak gerekiyor? 

Öncelikle vücut direncimizi çoğaltmak için spor ve hareket çok önemli sonrasında Elbette ki sebze meyve gibi sarımsak yoğurt kefir Yeşil cay gibi besin takviyeleri gibi özellikle C vitamini çinko beta glukanlar ve kara mürver ekstresi gibi daha birçok durumu hayatımıza dahil etmemiz gerekiyor. Çünkü bu tarz şeyler bağışıklık sistemimizi oldukça dirençli bir hale getiriyor.

Aslında arkadaşlar bu virüsle yaşamaya alışacağız anladığım kadarıyla. Çünkü Mehmet Öz diyor ki; Önümüzdeki yıllarda hatta belki aylar ya da haftalarda mutasyona uğrayacak ya daha ölümcül olacak ki kendi de kaybeder bu yüzden bunu düşün olasılık olarak görüyorum, ya da o da bizimle yaşamayı öğrenecek. Aşısı bulunsa bile mutasyona her uğradığında aşı işlevini kaybedecek diyor. Grip aşıları da öyledir sadece geçmiş senelerin grip virüslerinden korur yenilerinden değil yani tam koruma sağlamaz tam koruma her zaman için bağışıklık sistemimizdir diyerek dikkatleri gene sağlıklı beslenme spor ve bağışıklık sistemimizin güçlü olması  gerektiğine bağlıyor.

Böyle bir tekrar olayları değerlendirmek gerekirse virüsün canlılığını devam ettirebilmesi için bizlere öldürmemesi ve başkalarına da geçebilmesi gerekiyor. İşte bunun için de zaten mecburen mutasyona uğramak zorunda. Mehmet Öz diyor ki mutasyon dediğimiz şey nesillerle alakalıdır ve virüsler çok hızlı üreyip öldükleri için Bizler de yıllar alan nesil değişimi, onlardan saatler alabiliyor.  Bu sayede de çok hızlı mutasyon geçiriyorlar. Ve büyük olasılıkla süre geçtikçe, Virüs bulaştığı kişiyi öldürmeyecek şekilde mutasyona geçecek. Yani bu virüs ne kadar geç katarsanız tehlikesi o kadar az olacak diyor. 

Yani Arkadaşlar bu birisi hepimize uğrayacak ama ne kadar geç uğrarsa hepimiz o kadar şanslı olacağız demektir bu gerçekten. İşte bu yüzden olabildiğince devletimizin bize uyardığı konular doğrultusunda evde kalın, hijyene dikkat edin doğru şekilde beslenin, gerekli tavsiyelere lütfen kulak verin. Çünkü eğer bunlara dikkat edersek hepimiz çok daha uzun yaşayabiliriz.

8 madde sadece 8 maddede kendimizi koruyabiliriz. Bütün konuştuklarımızın özeti aslında bu 8 madde.

  • Kendinizi karantinaya alın. Virüsle En geç temas edenler en şanslıları olacak.
  • Olabildiğince hijyene dikkat edin.
  • Bol bol sebze meyve tüketin. 
  • Bağışıklık sistemine iyi gelen sarımsak kefir yoğurt gibi besinler tüketin
  • Bağışıklığa iyi gelen besin takviyeleri ve vitaminleri alın.  Mesela Beta glukanlar, C vitamini, çinko, Kara mürver ekstresi gibi
  • Hareket etmeye devam edin ve evinize bile olsa lütfen spor yapın
  • Sigara kullanımını azaltalım, mümkünse bırakın
  • Bol su tüketin.

Hatta bu su tüketimi ile alakalı bir bilim adamının açıklaması gerçekten çok güzel ve ikna ediciydi. Boğazımızın hiçbir zaman kuru kalmaması gerekiyormuş. Çünkü virüs boğaza yapıştığı zaman işte nefes almamızı zorlaştıran ve vücudumuzda akciğerlerimize kadar yapışan durumları sağlıyor. Ama sık aralıklarla en az bir iki yudum su alarak boğazımızı ağız yolunuzu nemli tutarsak o su virüsleri aşağıya midemize doğru indiriyor ve midemizden çıkan asitler ise Bu virüsün ölmesini ve dışarıya atılmasını sağlıyor.

Ben bu yazıyı okuduktan sonra beta glukan denilen besin maddesinin ne olduğunu bilmediği mi ya da hakkında çok az şey bildiğimi fark ederek şöyle bir internette gezindim.  Belki aranızda Benim gibi bu konuya çok vakıf olmayan kişilerde olabilir diye size küçük dipnot vermek istedim. Beta glukan normal kan kolesterolü üzerindeki etkileri ile tanınan bir besinmiş. Yulaf, Arpa, Mantar ve buna benzer kaynakları içeren lifli gıdalar olarak söyleniyor. Zaten bu beter glukanlar yorgunluk stres mevsim geçişleri nezle grip üst solunum yolu enfeksiyonları gibi bazı alerjik hastalıklarda da destek ürün olarak kullanılan faydalı bir besinmiş. Faydasının görülebilmesi için de bunların en az 3 gün alınması gerekirmiş. Taze meyve, tam tahıllı ekmekler, enginar, patates ve kuruyemişler de beta glukan oranı yüksek olduğundan bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olacaktır.

Yazar Filiz Cansever

Gerek astroloji, gerek kişisel gelişim, gerekse rüya ve şifa çalışmalarıyla sürekli karşınızda olmaya çalışıyorum. Aslında bu çalışmaları seçmemin bir hikâyesi var. Bugüne kadar pek anlatmadığım, bana ve aileme özel olan bir hikâye. Eminim birçok kişi ile hikâyelerimiz aynı ve biz o birçok kişiyle aynı noktada buluşuyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir